Röportajlar
Tarih: 20 Nisan 2010 7704 kez okundu. Puan: 1,0
KAAN YAKUPHAN
Ekranların başarılı haber spikeri Kaan Yakuphan la sizler için görüştük. Kendinizi kısaca tanıtır mısınız? Kimdir Kaan Yakuphan? 1967 İzmir Karşıyaka doğumluyum. İlk, orta, liseyi İzmir’de okudum, daha sonra İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Meslek Yüksek Okulu nu bitirdim. Ayrıca yine İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Uluslararası İlişkiler Bölümü nden birkaç dersim var Bu mesleğe adım attıktan sonra devam çok kolay olmuyor. 1988 yılında TRT sınavlarına girdim, 1989’da Ankara Televizyonu’nda başladım. Bir yıl TRT’de çalıştım. Ardından Türkiye’nin ilk özel televizyonu Star Tv’den teklif aldım ve Star’a geçtim. 1990 yılından itibaren beş yıl boyunca, iki yılı Almanya’da olmak üzere Star’da çalıştım. Sonrasında beş yıla yakın bir süre ATVde görev yaptım, Sekizyıldır da TV8’deyim. Televizyon haberciliğinde şu ana kadar ana haber bülteninden sabah haberlerine, reality showa kadar... Reality show denildiğinde, Türkiye’de reality showu olan Yakın Takip diye bir program vardı Star’da 1992 yılında onu da yaptım. ATV de kahvaltı haberleri, Star’da haber, aynı zamanda dediğim gibi reality show. İlk Gece Hattı nı Star’da ben sundum. Türkiye’de Star’da en genç yaşta spikerliğe başlayan insanlardan biriyim. Star ın ilk özel tv kanalı olarak açılmasıyla siz transfer oldunuz, o dönemde spikerlik çok yaygın değildi, bunun etkisi var mı? O dönemde spikerlik yaygın değildi. Neden yaygın değildi? Biz 1989 yılında başladığımızda sardece devlet kanalı vardı, bir tanesi TRT1 bir tanesi TRT2, ki TRT2 uzun saatler yayın yapmıyordu, geniş bir yayın profili yoktu. Star’a başladığımız dönemde, o zamana kadar haberde orta yaş ve orta yaşın üzerinde insanlar görünüyordu haberde, kameranın önünde. Bizim başlamamızla genç insanlar da görünmeye başladı ve genç insanların da bu işi layıkıyla yapabileceği, aynı zamanda bu işin görsel bir tarafının olduğunun vurgulandığı görüldü. Biz buna denk geldik. Gün ortası haberlerin önemi ve değeri nedir? Şu anda gün ortası haberleri ve 17.00 haberlerini sunuyorum. Gazetelerde sayfalar vardır, birinci sayfa, ikinci sayfa, üçüncü sayfa ya da arka sayfa, spor sayfası vs. Televizyonda böyle bir şey yoktur, televizyonda kumandayla televizyonu açtığınız an karşınızdaki birinci sayfadır. Dolayısıyla buradan bakacak olursak benim işimde hangi saat olduğunun önemi yok. Yani sabah 07.00’de sunduğunuz haber de ağırlıklıdır, çünkü insanlar işe gitmeden önce haberleri alırlar o saatte, işlerine, okullarına ya da meşgalelerine ondan sonra başlarlar. 13.00 deki haber günün ilk yarısının özetidir ayrıca ama aynı zamanda da o güne damgasını vuracak gelişmelerin ön habercisidir. Mesela o gün Bakanlar Kurulu vardır, bunun haberini verirsiniz ama Bakanlar Kurulu yeni başlamıştır. O Bakanlar Kurulu’ndan çok önemli kararlar çıkabilir. Ya da akşam saatlerinde çok önemli bir toplantı vardır ve de akşam saatlerinde Türkiye için ya da dünyadaki herhangi bir ülke için ya da herhangi bir kişi için çok önemli bir gelişmenin başlangıcı olacak bir gündür. Siz onun haberini daha 13.00 de gün ortasında verirsiniz. Dolayısıyla günün ilk yarısının hem özünü verirsiniz orda, o saate kadar neler oldu, ondan sonraki saatlerde olması muhtemel gelişmelerin işaretlerini verirsiniz. Bu konudaki misyonunuzdan söz eder misiniz? Bu, kanalın misyonuyla da oluşan bir şey. Ben 17 yıldır bu işi yapıyorum ve TV8’de sekiz yıldır bulunuyorum. Bugüne kadar burada ana haberi de okudum, Burası daha önceden haber kanalıydı, bizim TV8’de haber koşumuzda sabah bir haber programımız var iki saatlik, sonra 13.00 de 35 dakikalık gün ortası haberlerimiz var ve saat 20.00 de ana haberimiz var, Ayrıca gece de haber aktif adında bir haber programımız var. Bunların hepsi bu koşu içindeki önemli duraklar. Sabah kalkıp haber almak isteyen iki saatlik haber programıyla istediğini alıyor, gün ortasında ben veriyorum, ana haberi yine arkadaşlarımız veriyor ve gece. Haber kanalı olduğunuzda her saat başı haber veriyorsunuz, gün içindeki programlarınızın akışı da yine haber ağırlıklı oluyor. Şu an bizde öyle bir ağırlık yok, fakat bu ağırlığı bahsettiğim kilometre taşlarında bizler aktarıyoruz. Haber kanalı değiliz ama haberlerimizi bir haber kanalı ciddiyetiyle veriyoruz. İşte ağırlık burada. Tabi burada çalışan insanlar da belli kriterlere göre seçilmiş insanlar. İşini iyi yapan, işini bilen, tecrübeyle bu işi yapan ve de bu ciddiyete yakışır insanlar, özel hayatlarıyla da, gündelik hayatlarıyla da... Kendinizi hasıl bir haber spikeri olarak görüyorsunuz? Diğerlerinden farkınız nedir? Kendimi kimseyle karşılaştırma gereği hiç duymadım, öyle bir düşüncem olmadı. Çünkü, açıkçası biz bu işe başladığımızda bizden yaşça çok büyük ağabeylerimiz ya da ablalarımız vardı, bir de bizler vardık özel kanalların açılmasıyla. Dolayısıyla ben kendi adıma 17 yıllık bir tecrübenin sonucunda ekran önünde ve konu haberse, o haberle ilgili yapmadığım ya da başımdan geçmeyen hiçbir şey yok. Buna seçimler dahil, buna depremler dahil, buna dünyanın akışını değiştiren olaylar, örneğin 11 Eylül dahil, buna partilerin kongreleri yerel ve genel seçimler, her şey dahil. Dolayısıyla Türkiye’de iki körfez savaşını da ekranda geçiren tek kişi benim haber spikeri olarak. Hem birinci körfez savaşını Star tv’de ekrandan anlatan biriyim hem de ikinci körfez savaşında yine aynı görevde, aynı şekilde ekrandan savaşı anlatan kişilerden biriyim. Bir çok tv kanalında birden fazla haber spikeri var, ama TV8’de bellidir, ana haberi 2 kişi sunar, gün ortası haberleri siz sunuyorsunuz. Diğer spikerlerden farkınız nedir, kalıcı olmanız neye bağlı? Biz işimizi bilerek yapıyoruz. O ekrana çıktığınızda, o jenerik girdiğinde, haber başladığında hakimiyet spikerdedir. Editör haberi hazırlar, haber müdürü gerekli kontrolleri, düzeltmeleri ya da değiştirilecek bir şey varsa onları yapar. Herkes hata yapabilir, hata olabilir, başka bir şey olabilir, editör kontrolünü yapar, spiker kontrolünü yapar ve öyle çıkar. Bizler sadece okuyucular değiliz, bunu anlamak için özel durumlara bakmak gerekir. O da şudur: Akış dışında olan gelişmeler. Siz bülteni okurken yada haberi aktarırken o sırada bir şeyler yaşanabilir. Sıcak gelişmeler. Eğer tecrübeniz varsa, backraund’unuz varsa bunun rahatlıkla üstesinden gelebilirsiniz. Tek satırlık bir bilgiyse üç saat yayın da yapabilirsiniz. Ya da tek satırlık bilgiyi aktarıp geçip gidebilirsiniz. Ben ilk kategoriye giriyorum. O tek satırlık bilgiyle üç saat kesintisiz yayın yapabilen. Ki burası haber kanalıyken bir dönem saat 13.00 le 19.00 arası kesintisiz yayın yaptım, yaklaşık bir yayın dönemi. Buna haberler dahildi, tüm bağlantılar dahildi, tüm konuklar dahildi. Haberimi okurdum, yanımda konuk-konuklar vardı, o günün önemli konusunu konuşurduk, tekrar haberlere dönerdim. Haber biterdi, ekonomiye pas, ekonomiden pası alırsın spora atarsın, spordan pası alırsın. Yani Amerika’da bazı kanallarda olan, şu anda da yine Türkiye’de bazı kanalların yapmaya çalıştığı bir formattır haberlerin kuşaklara ayrılması. Bir tarihte, haber sunduğunuz esnada arkanızdaki dev pano üzerinize devrilmişti. Nasıl bir olaydı bu, nasıl atlattınız, neler oldu o an? Bu bahsettiğiniz olay 15-16 sene önce başıma geldi. 1991 ya da 92 yılında Star’da oldu. Şu an 39 yaşındayım, düşünün ne kadar uzun zaman olmuş. O bir sabah programı içerisindeydi. O dönemde Jülide Ateş ve Ümit Aktan bir sabah programı sunuyorlar, ama şu anki formatların dışında bir sabah programı... Genellikle hem bilgi vermeye, hem de sabah sabah insanlara biraz da hoşluk katmaya yarayan bir programdı. Hergün değişen konuklar var. O günün konuğu da rahmetli Attila İlhan’dı. Onlar programı sunardı, ben o program içinde her yarım saatte bir haberimi okurdum ve gündemi aktarırdım. Tam o sırada, eskiden blue bucks denilen bir sistem vardı, şu an çok fazla kullanılmıyor televizyon teknolojisinde. Arkada mavi bir fon ve de sabah haberleri esnasında o mavi fonun üzerine üç santim kalınlığında büyükçe bir dünya haritası çivilere takılıp yerleştirilir. Derken haberi okuduğum esnada o büyükçe parça, dekor ayrıldı ordan ve sırtıma düştü. Ve tabi sırtınıza düştüğü zaman bu ciddiyetle bir yük anlamına geliyor. Ve de bir şeye odaklanmışken bir anda dikkatiniz dağılıyor. Bu ilk darbeden sonra ben döndüm, tam o sırada bir kameraman arkadaş soğukkanlı bir şekilde o dekoru aldı, çekti. Ben de döndüm “canlı yayında bu tür şeyler olabiliyor” dedim. Ve devam etmeye başladım. Fakat o sırada bir baktım Ümit Aktan, Jülide Ateş ve o günkü konukları rahmetli Attila İlhan, üçü de adeta dövüne dövüne gülüyorlar. Kameramanlar aynı şekilde. Hava durumu sunan bir arkadaşımız var o da ayaktaydı, ben haberleri sunduktan sonra benden pası alacaktı, hepsi gülüyorlar. Ben de insanım, dolayısıyla onların o gülmesinin ardından ben de başımı öne eğdim ve gülmeye başladım. Birkaç saniye. Ve ardından gülme geçti. Evet dedim bu haberi baştan alıyorum, çünkü zaten o sırada o haberden kimsenin hiçbir şey anlamadığından eminim. Adamın sırtına dekor düşüyor, millet kah kah gülüyor, sen gülüyorsun. “Haberi baştan alıyorum” dedim ve devam ettim. Kadın - erkek haber spikeri arasında bir farklılık olur mu sizce? Erkekler kadınlardan daha şanslı bu konuda diyebilir misiniz? Ya da tersi? Şimdi bu soruyu soran şahıs bir bayan, yanıtlayan bir erkek. Ekranda daha çok haberleri izleyenler, yapılan bir araştırmaya göre erkekler. Patronlar da erkek. Ve genellikle o karar alma mekanizmasında bulunan insanların çoğunluğu da erkek. Dolayısıyla bir bayan ker zaman için daha enteresan gelebiliyor. Yani mesleki olarak yapabilirlik tam olarak bir kriter değil. Mesleki yapabilirlik önemli fakat görsellik bazen o yapabilirliğin önüne geçiyor. Bizi zaman zaman üzen belki bu olabilir. Baktığınız zaman televizyonda pek çoğunda erkek göremezsiniz. Sektör olarak bayanların ağırlığı var. Çoğunlukla kamera önünde bayanlar, kamera arkasında erkekler var diyebilir miyiz? Çoğunlukla doğru. Fakat Türkiye’de diğer sektörlerde hep kadınların hakkı yeniyor denir. Aynı işi erkekler de yapıyor, kadınlar da yapıyor ama kadınlara çok fazla şans tanınmıyor. Evet böyle bir durum var. Kadınlar şoförlük yapamaz, kadınlar kasaplık yapamaz, kadınlar manavlık yapamaz. Hayır ama son dönemde bu çok fazla kırılıyor. Profesyonellik isteyen mesleklerde kadınlar günden güne ilerliyor. Fakat bizim işimizde profesyonellikle birlikte profesyonellik dışı etkenler de var. İşte bu da görsellik. Ama bana sorarsanız hangisi daha iyi, işini iyi yapan, haberin ruhunu anlayan, çalışan, emek sarfeden kadın da olsa erkek de olsa benim için fark etmez. Bu anlamda bir cinsiyet ayrımına gitmek doğru değil. Ama kim daha fazla şans bulur derseniz tabii ki hanımlar daha fazla şans buluyor. Ayrıca herhalde beyinlerin çalışmasıyla ilgili bir şey bu ya da kadınla erkek beyninin farklı çalışmasına dair bir şey olabilir, erkek spiker daha az yetişir. Kadın spiker daha fazla yetişir, çünkü aynı zamanda yaratıcılık gerektiren bir iştir, aynı zamanda zor bir şeydir. O ekrana çıktığınızda ister haber spikeri olun ister sunucu olun ister başka bir şey olun. Aynı anda farklı 14-15 faktöre dikkat etmek zorundasınız. Bu da sadece önündeki bilgisayardan ya da prompter cihazından okumaktan ibaret değil, bu kadar basit değil. Sadece saçını yaptın, makyajını yaptın çıktın orda bir şey okuyorsun. Hayır. Haber zaten okumak değildir, haber anlatmaktır. Ama anlatmak için önce siz anlayacaksınız, ama onu anlamak için de onu anlayabilecek bir altyapınız olmanız gerekiyor. Televizyonda daha çok hangi programlar ya da neler ilginizi çeker sizin? Siz şimdi benden şöyle bir yanıt bekliyorsunuz: Belgeseller, haber programları vs. Hayır, zaten gün boyunca haberlerle fazlasıyla içli dışlı olduğumuz için, sürekli haberle yoğrulduğumuz, bütün haberleri bildiğimiz için dolayısıyla eve gittiğimde de haberleri izlemiyorum. Daha çok beni rahatlatacak şeyler. Eşim eğer bir dizi izliyorsa ona katılıp beraber dizi izliyoruz. Çünkü ben de herhangi bir Türk vatandaşı gibi aynı şeyleri yaşıyorum. Yaşanan krizler bizi de vuruyor, Türk halkının yaşadığı ekonomik zorluklar varsa bundan biz de nasibimize düşeni, hakkımıza düşeni fazlasıyla yaşıyoruz. Bu ülkede yaşıyoruz. Çok büyük paralar kazanmıyoruz, yatlar katlar sahibi değiliz, ve de ortalama bir Türk ailesi gibi yaşamımızı sürdürüyoruz. Sürdürürken de işte akşam eve gittiğimde yemek yedikten sonra, akşam dışarı çıkmayacaksak ya da başka bir programımız yoksa, biri gelmeyecekse oturur dizi izleriz ya da müzik dinleriz. Soyadınız bir zamanlar ekrana sığmayacak kadar uzundu. Bu soyadının bir öyküsü var mı? Nasıl karar verdiniz kısaltmaya? Gerçekten nüfusunuza geçen bir kısaltma mı oldu bu, yoksa tv’de mi öyle kullanılıyor? Soyadım halen Yakuphanoğullarından. Star döneminde Cem Uzan’la bir sohbetimiz esnasında, neticede bu bir show dünyası “Soyadını kısa kullansan daha iyi olmaz mı” diye teklifte bulunmuştu. Olabilir diye düşündüm. Tamamını yazsam zaten ekran almaz. Nizamettin Kaan Yakuphanoğullarından... Ama ben oğullarından kısmını kısaltarak kanalda Kaan Yakuphan olarak kullanıyorum. Hem de daha akılda kalıcı olması açısından. Fakat yıllar geçmesine rağmen hala insanlar bana bu soruyu soruyorsa, demek ki uzun olan gerçek soyadım daha etkili ve daha dikkat çekici. Boş zamanlarınızda neler yaparsınız? İş dışında nasıl geçer bir gününüz? İki tane çocuğum var benim. Oğlum dokuz, kızım iki yaşında. Dolayısıyla iş dışındaki tüm zamanım onlara ait. Belki hata, belki yanlış kimilerine göre ama ben kendime zaman ayırmıyorum. Çünkü kendime zaman ayırdığım zaman biraz vicdan azabı çekiyorum. Çocuklarımdan ve ailemden zaman çalmış gibi hissediyorum kendimi, dolayısıyla ailemle birlikte olmayı tercih ediyorum. Hafta sonu bir yere gidiyorsak, sinema olabilir, herhangi bir eğlence yeri olabilir, alışveriş merkezi olabilir ya da evde olabiliriz ama sürekli onlarla birlikteyim. Ve boş zamanlarımı çocuklarla oynayarak, bir şeyler izleyerek, konuşarak, onlarla paylaşarak... Boş denilebilecek bütün zamanımı onlara – aileme ayırıyorum. Ekranın en yakışıklı spikeri ile en güzel spikerinin evliliği ne zaman nasıl gerçekleşti? Nasıl aşık oldunuz birbirinize, nasıl evlendiniz? İkimiz de Star’da çalışıyorduk. Star’ın orda bir araba yıkama yeri vardı. Arabayı yıkatmaya gitmiştim. O da ordaydı. Onun işi uzun sürecekti, İsterseniz ben sizi bırakayım şirkete kadar dedim. İlk tanışmamız böyle oldu. Sonra makyaj odasında karşılaşır hale geldik. O dönemde hava durumunu sunuyordu, ben de haberleri sunuyordum. O da bir jest yapmak istedi, Ben de size bir kahve ısmarlayayım dedi. Böyle bir sohbet başladı. Sonra işte flörtle başlayan ve üç yılın sonunda evlilikle devam eden bir ilişki oldu. Başarılı bir tv haber spikeri olarak mesleğinizi sürdürmek sizin için yeterli mi? Yoksa zamanla devreye girebilecek başka düşünceleriniz var mı şimdiden? Türkiye öyle bir ülke ki, şu yaşadığımız ülke, yarının size neler getireceğinizi bilemiyorsunuz ya da yarınınızı siz planlayamıyorsunuz. Elbette her insanın aklında bir şeyler vardır. On sene önce bana bunu sorsaydınız önümüzdeki dönemde siyaset aklımda var diyebilirdim. Fakat bugün sorduğunuzda, bilmiyorum. Pek fazla dürüstçe bir yanıt. Aslında başka şeyler de söyleyebilirdim. Evet bir haber programı düşünüyorum, tasarlıyorum, aklımda şöyle proje var. O tür projeler her zaman var, her zaman olacak. Yani belli bir süre deneyimden sonra insan hemen hemen her tür programı yapacak deneyimi bilgiyi ve gücü kendinde buluyor. Bu başka bir şey. Fakat doğru zaman, doğru yer ve de Türkiye’de reyting savaşları var, bu reyting savaşları esnasında sizin yapabileceğiniz şey yine haber formatlı olacaktır. Ama haber formatlı programlar çok da fazla yok. Ülkemizde, engellilerin yaşam koşulları hakkında bir fikriniz var mı? Onlara sunulan hizmetleri yeterli buluyor musunuz? Türkçemizde güzel bir söz var, Attan düşenin halini attan düşen anlar. Dolayısıyla kişinin kendisinde, ailesinde ya da yakın çevresinde engelli bir insan yoksa, bunu anlayabilmesi çok da mümkün değil. Ama güzel bir şey var. Empati. Yani engellileri anlayabilmek için, çok değil beş dakika gözlerinizi kapatmanız, beş dakika kollarınızı ellerinizi kullanmamanız ya da beş dakika ayaklarınızı kullanmamanız veya beş dakika kulaklarınızı tıkamanız yeterli. Türkiye’de yeterli mi? Değil. Yani siyaset içine giren engelli vekillerimiz var. O empati duygusu bizim toplumumuzda çok fazla yerleşik olmadığı için, çok fazla empati yapılamadığı için kimse engellilerin ne yaşadığını tam olarak anlamıyor. Ben de çok iyi anlıyorum dersem yalan söylemiş olurum. Hiç birimiz tam anlamıyla anlayamayız. Ne zaman anlarız, ancak biz de bir engelli olursak. Ya da çevremizde bir engelli varsa ve onunla birlikte hayatı paylaşıyorsak ancak o zaman anlayabiliriz. Benim engelli yakınlarım var, konuşma engelli dilsiz akrabalarım var. Ve onların bu yaşam için de ne tür zorluklar yaşadığını biliyorum, az ya da çok. Son dönemde biraz da Avrupa Birliği kriterlerine uyum çerçevesinde bir şeyler yapılıyor. Artık alışveriş merkezlerine gittiğinizde engelliler için özel tuvaletler bulabiliyorsunuz ya da tatil köylerinde odaların bir bölümü engelliler için uygun hale getiriliyor. Ama sadece bunlar yeterli değil. Bence bunlar göstermelik olmaktan öteye gidemiyor. Her gün yollar kazılıyor, her gün yollar yapılıyor, kaldırım taşları tekrar kaldırılıyor yenisi döşeniyor. Bunlar yapılırken engellilere uygun hale getiriliyor mu, gerçekten bu yapılıyor mu, bunu sormak lazım. Dolayısıyla hepimize görev düşüyor. TESYEV hakkında bir şeyler söylemek ister misiniz? Toplumun dinamiklerini bir şekilde hareke geçirmek için sivil toplum örgütleri bu işi üstlenmek durumunda. TESYEV bunu başarıyla yapıyor. Röportaj: Arzu CANTÜRK
Arkadaşına Tavsiye Et   (Şu ana kadar 0 kişiye tavsiye edilmiş.)
Adınız Soyadınız
Arkadaşınızın Adı Soyadı
Arkadaşınızın E-Posta Adresi
En Çok Okunan Röportajlar
Engelleri Kaldıralım, destek yaz 5633'e mesaj atın kampanyaya destek olun. 1 SMS karşılığı 5 TL dir. Turkcell, Vodafone, Avea hatlı operatörlerden mesaj gönderebilirsiniz.